Reklamın İyisi Olur!..

Duyumsadığını doğru okuyamadığı için, aktarımını da doğru düzgün yapmayan sanatçımsıların, işlerinin kalitesizliklerini saklamak adına girdikleri haller beni benden alıyor.

Bazen yapılan bir iş ile yapan kişiyi karşılaştırıyorum ve keşke sanatçı gibi görünmeye harcadığı enerjinin yarısını da sanatına harcasaymış diyorum. Aslında bunu içimden söylüyorum. Ağzımdan çıkan ise “Herhalde ben anlayamadım” gibi bir cümle oluyor. Çünkü bu tür durumlarda, karşımdaki kişi genellikle, göstermek istediği fakat gösteremediği bir şeye karşı, söylenmesi gereken yerine duymak istediği şeyi söylememi bekliyor.

Gözlemlerim doğrultusunda artık şuna inanıyorum ki bir işi algılamak için, illaki o işten anlamaya gerek yok. Ben öyle ev hanımları, öyle kamu sektörü çalışanları gördüm ki akademisyenlere taş çıkartırlar. Gözün gördüğü de bir, aklın yolu da.

İstenildiği kadar “Ben yaptım oldu” densin.

İşin kendisi konuşur. Bir sürü laf kalabalığı içeren, ilaç prospektüsü gibi sanatsal açıklamalar, bana altı boş olanı doldurmaya çalışmaktan başka bir şey değilmiş gibi geliyor. Mesaj verme hırsıyla, estetiğine özen gösterilmemiş ve gözümüze sokulurcasına sunulan işlerin de ajitasyondan başka bir şey yaratmadığını düşünüyorum.

Başarı veya görünür olma kavramlarını da şöhret olmakla karıştırmamak lazım. Başarı ortaya iyi iş çıkartmaktır. İyi iş zaten görünür. Şöhret bunları ölçülendiren bir şey değildir. Başarıyla da başarısızlıkla da şöhret olunabilir. Aralarındaki fark ikincisinin daha fazla rezil olma riski barındırdığıdır. Birincisinde bu risk hiç yoktur.

Sürekli onları öven insanları yanında tutan kişiler de, sahip oldukları persona ile, aslında sadece kendilerini kandırır. Dışarıdan görüneni görenlerin sayısı ise, o etrafındaki kişilerden hep çok daha fazlasıdır. Böyle insanlar size yaptıkları şeyleri gösterirken “Nasıl? Süper olmuş, değil mi?” gibi tavırlar içerisine girerler. He deyip geçmek bence en doğrusu.

Emre Cebeci 2021 / En Seksi Dövme Motifleri / Digital Media

MEDYANIN ETKİSİ

Dövme kültürünü kirleten en güçlü etkenin magazin basını olduğunu düşünüyorum ve medyada da maalesef dövmeye, neredeyse sadece magazin basını tarafından yer veriliyor. Konu ilgilerini çekiyor ama doğru yerden yaklaşmayı da bir türlü beceremiyorlar. Hatta bunu o kadar avam bir şekilde yapıyorlar ki, kendilerince konuya mal ettikleri gerçeklik ile esas olan gerçekliğin önüne hep bir duvar örüyorlar.

Muhafazakâr zihniyetin yermesinde de liberal zihniyetin övmesinde de durum hep aynı. Bir de her ne hikmetse, dövme ile ilgili konularla ilgili manşetlere, yaz aylarına doğru daha sık yer veriliyor. Konuyu bu tür medyadan takip edenler de bu duvardan yansıyan yanıltıcı ve manipüle edici bilgilerle yanlış algı sahibi oluyor.  

Bir gün televizyonda tesadüfen denk gelmiştim. Hani şu ev hanımlarına yönelik canlı yayınlanan, konuklarının mantı açıp fal bakarken, sunucularının da gündem dedikodularını irdelediği programlardan biriydi. Kısacası, izlenme oranı en yüksek olan türden bir programdı. Konu ise memleketimizin en tanınmış hatun kişiliklerinden biri olan kadının yeni yaptırdığı dövmeydi. Daha doğrusu, eski dövmesini kapatmak için onun üzerine yaptırdığı yeni dövmeydi konu. Efendim hanımefendi bundan birkaç ay önce nişanlanmış ve nişanlısının adını, bileğinin iç kısmına dövme ile yazdırmış. Adam ihanet edince de nişan bozulmuş. Hanımefendi de o isim dövmesinin üzerini başka bir dövme ile kapattırmış.

Benim gibi bu programa şansına denk gelenleri değil de düzenli takip edenleri düşündüm. Tevekkeli değil her ara sokaktaki kuaför salonunda dövme yapılması. Tevekkeli değil aynı dandik motifleri birçok insanın üzerinde görmek. Tevekkeli değil kimi dövme stüdyolarının tabelalarında, lazerle dövme silme hizmeti de yazıyor olması.

Emre Cebeci 1999 / Kağıt üzerine gazlı kalem

Bir de, yok dövme boyası kanser yapıyormuş, yok artık dövmeyi sadece doktorlar yapabilecekmiş, yok diyanet fetva yayınlamış… Bilip bilmeden boş boğazlık yapıp, spekülatif haberler ortaya koymak trollükten başka bir şey değil.

Neye inanıp inanmayacağınız size kalmış. Ama gerçek bilgi, delillere dayanır.


1995 senesinden bir haber. Siz benim yurt dışında eğitim aldığımı biliyor muydunuz? Ben bilmiyordum da…

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir