Bir Dövme Tasarımcısı Ne İşe Yarar?

Bence günümüzde dövme sahibi olmanın görsel olarak artık pek de bir orijinalliği kalmadı. Yani, geçmişte olduğu gibi vücudun dövmeli olması, günümüzde artık pek de havalı bir şey değil. Hatta benim kuşağımın torunları için dövmenin tamamen ihtiyar işi ve demode bir olgu olacağını düşünüyorum. Berkecan dedenin, Pırılsu ninenin mürekkeplenmiş vücutları, onların torunları için mürekkepsiz bir vücut hevesi oluşturacak.

Ama nitelik ve nicelik arasındaki fark sayesinde bu sanat hep değerini koruyacak.

Zaten “dövme” ve “moda” kelimelerini, aynı cümle içerisinde de kullanmamak lazım. Çünkü moda geçici bir olgu iken, dövme kalıcıdır. Ama dövmede de esas, modada olduğu gibi “kendine yakışanı” bulmak olmalı.

Naçizane fikrim: Bir başkasının üzerindeki dövmeye sahip olmayı arzulamak yerine, biraz hayal gücümüzü kullanarak içimize dönmeli ve kendi konularımızı bulmaya çalışmalıyız.

Sahip olacağımız dövmeyle kendimizi bir yere ait hissetmeye çalışacağımıza, sahip olacağımız dövmeyi kendimize ait hissetsek daha hoş değil mi? Ya da diyelim ki, kendimizi bir olguya ait hissetmek için, o olguya dair bir simgeyi dövme yaptırtmak istiyoruz. Neden o simgeyi biraz özgünleştirip, biraz da kendimize özel bir hale getirmeyelim ki?

Müsaadenizle, yaşadığım bir anıyı sizinle paylaşmak isterim: Hatırlı bir müşterim, bir gün bana “Ya Emre, biliyorum tuttuğumuz takımın dövmesini yapmaktan hoşlanmıyorsun. Ama beni de tanıyorsun. Ben Fenerbahçe Marşı çaldığı zaman gözleri dolan biriyim. Yine de alenen takımın logosunu da forma gibi vücudumda taşımak istemiyorum. Ne yapabiliriz?” dedi.

Biraz düşündük ve orijinal amblemdeki, Arap rakamlarıyla yazılı kuruluş tarihinden yola çıkmaya karar verdik. Kendisine Arapça rakamların tribal dövme desenlerine benzeyen sivri yapısını biraz abartılı bir şekilde kullanarak alt bacağının yan tarafına yakışacak, dinamik bir tasarım yaptım. Oldu sana Fenerbahçe dövmesi.


“Ama bir dakika! Fenerbahçe’nin kuruluşu 1907 bir kere” diyenler olursa: Müşterimin talebi üzerine 1323 olan rumi takvim esas alınmıştır.

İşte bir dövme tasarımcısı bu işe yarar. Biraz beyin fırtınası her şeyin üstesinden gelinir. Yapmanız gereken sadece hayatınız boyunca vücudunuzda taşımaya değer gördüğünüz konuya ve o konuyu vücudunuzun neresinde taşımak istediğinize karar vermek. Hâlihazırda bir motife bakarak ona yer belirlemek yerine, dövmesi yapılacak konuya uygun bir yeri hislerimizle belirlemek ona manevi bir anlam da katar.

Örneğin bir evladınız var ve onun adını dövme olarak istiyorsunuz. Belki de şöyle düşünebilirsiniz: “Ben onun adını, o yanımda yokken de görebilmek istiyorum. O yüzden sırtıma değil de rahatlıkla görebileceğim bir yerime tercih etmeliyim.” Ama bu işlerde kesin kaideler de yoktur. Ne istediğimizden eminsek, kararımız sorgulanmamalıdır. Ailesindeki beş kişinin ismini, ayağının üzerinde taşımak isteyen bir hanıma “Neden daha yukarıda ve daha görünür bir yere değil?” diye sorduğumda, bana “Ayağım da vücudumun bir parçası!” demişti. Saygılar, hürmetler.

Sizin taleplerinizi ve hayallerinizi resme dökmek, tasarımcının işidir. Ancak, bir dövme tasarımcısından talepte bulunmadan önce de biraz dersimize çalışmanız, talepte bulunacağınız tasarımcının sanatını biraz incelemiş olmanız gerekir.

Her sanatçının yapabildiği ve yapamadığı ortadadır. Nasıl ki kimlik için vesikalık bir fotoğraf sanatçısından, sünnet düğünü programı konservatuar mezunu bir kompozitörden, arzuhal dilekçesi de bir roman yazarından istenmez ise; deneyimi ve kapasitesi ortada olan her sanatçıdan da ancak onun seviyesine uygun bir talepte bulunulmalıdır. Çünkü o ancak kendi seviyesine uygun bir talepte bulunduğunuz sürece sizi mutlu edebilir.

Dövme iki işi arasında projelendirilmelidir. Müşteri ve Tasarımcı. Çünkü üçüncü kişileri devreye sokmak, kafa karıştırmaya davetiye çıkartmak gibidir. Dövme fikri, kişiye özel olmalı ve bir başkasının kıstasları doğrultusunda meşrulaştırmaya ihtiyaç duyulmamalıdır. Net olduğunuz sürece, tasarımcınız sizi zaten en doğru şekilde yönlendirecektir. Ön görüşmesi ve sunumu yapılmış çizimi görüp beğendikten sonra, o ana kadarki görüşmelerin hiçbirisinde bulunmamış olan kişiyi kastederek “Bir de ona göstersem mi?” demek, hem sağlıksız, hem de saygısızca bir davranıştır.

Kimi zaman, şöyle cümleler de duyabiliyorum: “Çok klişe ama ben bir gül dövmesi istiyorum.” Zaten bir sanatçının marifeti; gül, akrep, çapa, kurukafa gibi klasikleşmiş konulara özgün yorumlar da getirebilmesidir. Bu motifler klişe değil, klasiktir.

İstediğiniz şey sadece bir dövmeyse, bir dövmeciye gidin. Bir sanatçıyla vakit kaybetmeyin.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir