Avrupa Avrupa Duy Sesimizi

Üniversitenin son yıllarında artık bizim coğrafyamıza ait desenleri ve hat sanatını da tasarımlarımda sık sık kullanır olmuştum. Hat sanatıyla tribal dövme tasarımlarının kurgusu neredeyse aynı prensiplere sahipti. Boş ve dolu alanlar arasındaki denge, açılardaki paralellikler, akış ve ritim…  Bir de bu prensipleri vücuttaki anatomik hareketlerle birleştirince, ortaya çıkan dövmeler resmen yapıldıkları yere ait duruyorlardı.

Geleneksel Türk sanatlarındaki motifler, dövme dünyasında daha önce hiç kullanılmamıştı. Hâlbuki her dövme tarzı, doğduğu coğrafyaya ait geleneksel sanatlardan ilhamını alıyordu. Nasıl ki kuzey Avrupa, ataları olan Vikinglerin kullandığı Kelt sanatını dövme tarzı yapabiliyorsa, bizde kendi atalarımızdan miras kalan kültürel hazineden tarzlar var edebilirdik. Çintemani, Eli belinde, Haliç işi, Hatayi, Rumi motifi ve daha niceleri, dövme kültürü için içlerinde buram buram potansiyel barındırıyordu.


Emre Cebeci 2004 / Karanfil, lale, hatai, penç, çintemani ve rumi motiflerinden serbest tarzda kompozisyon
Emre Cebeci 2014 / Türk Motiflerinden oluşmuş bir Aslan

2008 yılında bu keşfimi ve sanatımı dünyaya duyurma arzusuyla bir dosya hazırladım ve içine de şu metni koydum: “Sayın Falanca Derginin Editörü,

Türkiye Müslüman bir ülke. Müslüman toplumlarda dövme’ye batı toplumlarına göre           daha fazla önyargıyla bakılsa da, Türkiye coğrafi konumu itibariyle hem doğunun hem de batının ortasında yer aldığı için, bu konuda diğer İslam ülkeleri kadar tutucu değil. Türkiye’nin güneydoğudaki illerinde ufak bir etnik grup tarafından yüzlerce senedir uygulanan bir dövme geleneği de var. Türkiye’de 1990 yılından bu yana yüzlerce dövme stüdyosu açıldı. Milyonlarca insanda bu stüdyolarda dövme sahibi oldu. Bugünün Türkiye’sinde dövme yaptırmak neredeyse sıradan bir durum haline geldi. Ancak sanatsal yetkinliğe sahip dövmeciler henüz çok az.

Adım Emre Cebeci. Ama piyasada ‘Cebecizade’ olarak tanınıyorum. 32 yaşındayım. 1993 senesinden beri İstanbul’da dövmecilik yapıyorum. Yükseköğrenimimi İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARI bölümünde tamamladım. Ana branş dalım ‘HAT’. Yani batıdaki adıyla ‘CALLIGRAPHY’.

Geleneksel Türk-İslam sanatları, gerek uygulanışındaki disiplin ve detay, gerekse de konularındaki motifler ve kurguları itibariyle, Geleneksel dövme sanatlarıyla birçok ortak özellik taşıyor.

Bu motiflerin dünya dövme sanatı için bir hazine değerinde olduğunu belirtmek isterim.

Çalışmalarımı ilginize sunuyorum.”

Bu mektupla birlikte, görsellerimden hazırlamış olduğum dosyayı, yurt dışındaki önde gelen dövme dergilerinin hemen hepsine gönderdim. Geri dönüşler hiç gecikmedi.

Şaşırmışlardı. Avrupa’nın önde gelen dövme dergilerinden Tatowier Magazin bana tam yedi sayfa ayırarak, adımı sükseli bir biçimde dünyaya duyurdu.

Ardından Amerika’dan Skin&Ink ve yine Avrupa’dan Scandinavian Tattoo Magazine ve Tattoo.1 Tribal dergileri de benimle röportaj yaparak, adımın yayılmasına vesile oldular. Sonrasında da onlara düzenli olarak gönderdiğim dövme fotoğraflarımı, aylarca dergilerinde yayımladılar.

Ayrıca Tattowier Magazin’inde, her sene farklı bir dövme sanatçısının desenleriyle hazırlanan “Burçlar Sayfası”, 2010-2011 seneleri arası benim desenlerimle yayınlandı.

Şeytanın bacağını kırmıştım. Artık yurt dışından da insanlar onlara dövme yapmam için İstanbul’a geliyordu. İstedikleri de yüzde doksan dokuz nokta dokuz, ya hat sanatı ya da Türk Motifi oluyordu. Ama halen çevremde, bu motifler söz konusu olduğunda “ya ne o öyle, kilim deseni gibi” veya “yaptıramam yoksa beni de öldürürler” diyenlerden çok var.

Hâlbuki benim hat sanatını kullanarak yaptığım tasarımlar ya bir anlam içermeksizin, sadece harflerin ahengiyle oluşturulmuş formlar, ya isimler, ya da basit deyişlerdir.

Sapla samanı karıştırmamak lazım.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir