Askerliğim

Sene 2006 olmuştu ve Yüz Derece olarak tüm grup, aynı zamanda askere gitmeye karar verdik. Uluç ve ben kısa dönem, Barış ise uzun dönem yapacaktı. Klasik olarak, herkes bir şey anlatıyordu askerlik için. Efsaneler havada uçuşuyordu. Ah hele bir de o askerlik anıları yok mu? En sevmediğim muhabbetler arasında ikinci sıradadır (birincisi futbol). Tabii bir de “dövmelileri dövüyorlar” falan.

Yalnız askerlik muayenem sırasında bana çok dövmem olduğu için “anti sosyal kişilik bozukluğu” tanısı kondu ve bu yüzden de komandoluk yapamayacağım söylendi. Ne de üzülmüştüm…

Doldurmam gereken her formun meslek hanesine müzisyen de müzisyen diye yazdım durdum. Görsel sanatlarla uğraştığımı, hele ki dövmeci olduğumu kesinlikle söylemedim. Bir şekilde emindim ki ressamım desem, bana orada ancak tank boyatırlardı. Ama müzisyen olarak kendimi kabul ettirirsem, en fazla “Akdeniz Akşamları” çalar, işin içinden sıyrılırdım. Hatta yola çıkarken yanıma, albümümüz olan “Kahpe Felek” in bir adet CD’sini ve o güne kadar yayımlanmış tüm röportajlarımızın fotokopilerinden oluşturduğum bir dosyayı da aldım.

Acemiliğimi Çanakkale’de, ustalığımı da Edremit’te bando davulcusu olarak yaptım. Tam istediğim gibi olmuştu.

Güm be de güm güm!…

Edremit’e varır varmaz bando komutanım Yavuz Başçavuş ’un huzuruna çıktım ve ona Yüz Derece ile ilgili yanımda getirdiklerimi sundum. Komutanım ertesi gün beni çağırttı ve ona verdiklerimi bana geri uzattı. Korkmuştum, acaba yaptığımı küstahlık olarak mı tanımladı diye. Ama öyle olmadı. Bana “Bunlar bizim evde varmış. Al, sana lazım olur.” dedi. Meğer Yavuz Başçavuş ‘un 14 yaşındaki kızı, koyu bir Türk rock müziği fanıymış ve biz dâhil her gruptan haberdarmış. Bir de bu yetmiyormuş gibi, bas gitar çalmaya çalışıyormuş. Bendeki “eşek şansı” değildir de nedir?


19. Motorlu Piyade Tugayı Ali Çetinkaya Kışlası Bandosu 306. Kısa Dönemden: Hakan, Emre, Taner ve Kıdemli Baş Çavuş Yavuz Çubuk
Edremit 2006

Komutanımın emriyle, bir de Türk pop müziği hitlerini yorumlamak üzere bir grup oluşturdum. Vokal ve gitarda ben, flütte Samsun konservatuarında öğretmen olan Hakan, boşta kalmasın diye perküsyoncu olarak müzikle alakası olmayan arkadaşımız Taner ve kusura bakmasın şimdi adını hatırlayamadığım piyanist-şantör bir arkadaşımız daha.

Annemden rica ettim. Bana kargoyla akustik gitarım Carlos’u (tüm gitarlarımın ismi vardır) gönderdi. Carlos ile o güne kadar sivil hayatımda, askerde çaldığım kadar çalmamışımdır.

Devlet sanatçısı :))

Öyle böyle geçti askerlik. Hakan, garibim, çok hayıflandı “Ben ki konservatuarda öğretmenim. Bu şarkılarla işim ne” diye. Ama nöbet tutmaktansa Altınoluk Askeri Gazinosu’nda Mirkelam çalmak daha iyi değil miydi? “Kahpe kader sen bana ne zaman güleceksin? Ah bir joker bu ellere ne zaman vereceksin?”

Askerliğim boyunca –yani sivil hayatımdaki gözlerden uzakta- sonrası için planlarımı gözden geçirme fırsatım oldu.

Yıllar boyunca, müzik grupları ve onların gelecek hayallerini kurmuştum. Ama gerçekler hayalleri her zaman gölgede bıraktı. Ekip olmak zor bir iş. Hele hayat standartlarında ayrıklıklar varsa.

O güne kadar kurduğum, müzisyenliğe dair hayallerimi gerçekleştiremeyeceğimi üzülerek kabul ettim ve müzisyenliği kariyer olarak bitirmem gerektiğine karar verdim. Dikkatimi ikiye bölmektense artık bütün enerjimi görsel sanatlardan yana kullanacak, kendi kendimin patronu olacaktım.

Bu kez kulaklığımdan gelen Lynyrd Skynyrd’ın Simple Man şarkısı eşliğinde, otobüsümün penceresinden bakıp gelecek için hayaller kurarak, kazasız belasız İstanbul’a vardım.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir