Hat ve Tezhip Sanatları

Üniversite ikinci sınıfta branşımızı seçiyorduk. Bir ana sanat, bir de yardımcı sanat seçmemiz gerekiyordu. Ben de ana sanat dalı olarak hat sanatını, yardımcı sanat olarak da tezhibi seçtim.

Hat, kelime anlamıyla “çizgi”, sanatsal anlamıyla ise “güzel yazı” demektir. Batı kültüründeki “kaligrafi”nin doğu kültüründeki adıdır. Aralarındaki en temel fark birinin Latin (a,b,c..), diğerinin Arap harflerini (Elif, Be, Te..) kullanmasıdır. Kaligrafi çelik uçlu kalemlerle, hat ise dere kenarlarında gördüğümüz sazlardan yapılma kamış kalemlerle yazılır.

Hat sanatçısına da “hattat” denir. Artık ne yazacağı hattata kalmıştır. Uhrevi şeyler de yazabilir, dünyevi şeyler de. Kuran da yazabilir, tabela da..

Tezhip ise, gördükçe dibimin düştüğü o desenleri, ucu neredeyse bir iğne kadar ince olan fırçalarla, mikron büyüklüğünde çizip boyamak ve bunlarla kompozisyonlar kurma sanatıdır. Yani kısaca “deli işi”dir. Ama zaten normal olduğumu da iddia etmemiştim.

Emre Cebeci 2002 / Kağıt üzerine guaş boya

Sabır, disiplin, titizlik gibi özellikler dövmecilik mesleğim sayesinde bende bol miktarda bulunduğundan konuya bir anda hâkim oldum. Ucunda incecik bir iğne, zangır zangır titreyen ağır dövme makinasıyla, bir vücudun en narin yerlerine düpdüzgün çizgiler çizmeye gayet alışıktım. Dolayısıyla dövme makinesine kıyasla neredeyse ağırlığı bile olmayan kamış kalemle düzgün çizgi çizmek benim için çok kolay olmuştu. Şimdi yapılacak olan, harfleri düzgün yapmayı öğrenmekti.

“Elif” harfi Arap alfabesinin ilk harfidir. Görünüşü diklemesine düz bir çizgiye benzer. Yapması kolay görünür. Doğru elifi yapabilmek için günlerce uğraştım. Doğrusunu yapana kadar yüzlerce elif yaptım. Satırlara bölünmüş A4 bir sayfaya 50-60 tane elif sığıyordu. Sayfamı eliflerle doldurur hocalarıma gösterirdim.

“Satır üzerindeki açısı fazla (ya da az) olmuş”

“Boyu altı noktayı aşmış (ya da kısa kalmış)”

“Alt kavisini çok kıvırmışsın”…

Yahu ilk bakışta dümdüz çizgiydi!..

Ama olay “tutku” meselesiydi.

Emre Cebeci 2005 / Kağıt üzerine mürekkep

MUHAFAZAKAR CAMİA İÇERİSİNDEKİ YERİM

M.S.Ü bir güzel sanatlar fakültesi olsa da bir devlet kurumuydu ve devlet memurluğuyla sanatı öğretmek de gerçekten özveri gerektiriyordu. Kendisi değerli bir eğitimci olan Çiğdem Ulusoy bir keresinde; “Buradan mezun olup sanatçı olamayanlar gelip burada hocalık yapıyor” demişti. Laf kendisini de kapsadığından “aman olur mu canım” falan demiştik. Ama hakikaten de istisnalar hariç, sırf sigortasının ödendiği maaşlı işini yapıp müfredatın zerre kadar dışına taşmadan orada bulunan eğitimci sayısı da bir hayli fazlaydı.

Hele bir de okuduğunuz bölüm Geleneksel Türk El Sanatları olunca arada mutaassıp insan profilleri de dâhil olabiliyordu. Ama aydınlık ve karanlık hep iç içeydi. Bir arkadaşımız not defterinin kapağına kitap ciltlerinde kullanılan bir mührü sınıf öğretmeninin onayıyla soğuk baskı makinesini kullanarak basmıştı. Bunu gören sınıfın diğer öğretmeni ise uzaktan yüksek bir sesle “Yaptığınız şey bu sanatı ayaklar altına almak değil mi şimdi?” diye artislenmişti.

Bir de ağlarlar geleneksel sanatlar unutulmaya yüz tutuyor diye.

Ama açıkçası karşılıklı olarak birbirimizi şaşırtmıştık. Hocalarım, dövmeli bir rasta olan bendenizin derslere olan ilgisine, ben ise bu ilginin karşılığı olarak hocalarımdan bazen “Bak Emre, bu desen tam da dövmelik değil mi?” gibi şeyler duymaya şaşırıyorduk.

Mahmud Celaleddin’in aşırı gururu yüzünden hiçbir hocanın ona ders vermek istememesi, Hafız Osman’ın sandalcıya verdiği ayar, Sami Efendi’nin kusursuzluğa olan takıntısı, Necmettin Okyay’ın okçuluk ve gül merakı, İsmail Hakkı Altunbezer’in hat eserlerini ressam bakış açısıyla yapması… Daha neler, neler!.

Hocalarımız tarihteki önemli hattatları anlatırken, onların kişilikleri ile ilgili verdikleri bazı hikâyecikler -ilgilendiği sanat dalı hangisi olursa olsun- adına “sanatçı” denilen insan evladının, her yerde ve her zaman toplum normlarından uzakta, özgün bir tipleme olduğunu kanıtlarcasınaydı.

Olay “sevgi” meselesiydi.

Emre Cebeci 2019 / Dijital Sanat
Emre Cebeci 2019 / El emeği, göz nuru, alın teri

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir