Her Şey Çok Güzel Olacak

Bir dövme stüdyosuna her değişik kesimden insan uğrayabilir. 1998 baharında ben çalışmak için Bodrum’a gitmeden önce de bir cast ajansından, yakında çekilecek bir film için figüran arayan biri gelmişti. Kadro bombaydı: Mazhar Alanson, Cem Yılmaz, Selim Naşit…

Benden seçmeler için birkaç kişi tavsiye etmemi istedi. Randevu günü kendim ve Yüz Derece’den Barış ile beraber, adını yazdırdığım birkaç arkadaşımla cast ajansına doğru yola çıktık. Yalnız ufak bir sorun vardı; adını yazdırdığım bir kız arkadaşımız son dakika golü atmış, gelmekten vazgeçmişti.

Bir kişi eksiktik. Kalanlarla tam da yolda ona söverken Taksim Meydanı’ndaki telefon kulübelerinden birindeki iki kız gözüme takıldı. Telefonla konuşan kız kolundaki dövmeleri ve tarzı itibariyle hiç de fena görünmüyordu. Normalde kadınlara yaklaşmak konusunda çok utangaç olan ben, dövmeli kızın yanına yaklaştım ve aramızda şöyle bir diyalog geçti:

Ben – Merhaba. Biz bir Cem Yılmaz filminde oynamak için cast ajansına gidiyoruz. Gelmek ister misin?

Dövmeli Kız – Bilmem ki. Aslında bu akşam Yeni Türkü konserine gidecektik.

Ben – Boş ver Yeni Türküyü. Böyle bir fırsat insanın ayağına bir daha ne zaman gelir ki?

Dövmeli Kız (arkadaşına lütfen dercesine baktıktan sonra) – Tamam. İki dakika bekle de evdekilere haber vereyim.

Yolun kalan kısmında tanıştık. Meğer Şafak Almanya’da yaşıyormuş ve yaz tatilini geçirmek üzere akrabalarının yanına tatile gelmiş. Ne şans! Seçmelerde o, ben ve Barış kabul edildik ve çekim günü buluşmak üzere dağıldık.

Bodrum’dan sırf film için döndüm. Çekimler iki eğlenceli gün boyunca sürdü. Hiçbirimiz o sırada sinema tarihimizin kültlerinden birine dönüşecek bir filmde oynadığımızın farkında değildik. Sadece güzel bir iki insanla, güzel bir iki gün geçirmiştik.

Set Hatırası

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir