Tribal Blues (zevkim, rengim ve felsefem)

Çocukluğumda pikapta çalan şarkılar arasındaki blues tınıları, hep ayrı bir dikkatimi çekerdi. Blues, kültürel temeli Afrika’dan köle olarak getirilen insanlar tarafından atılmış ve jazz’ın doğmasına vesile olmuş bir müzik türüdür.

Bana soracak olursanız müziği, blues ve diğerleri olarak ikiye ayırabilirim ve blues konusunda da çok arsızımdır. 

Yani öyle konservatif ve elitist bir bakış açım yoktur. 

Robert Johnson, Howling Wolf, J.B. Lenoir gibilerin katıksız hallerinin de Led Zeppelin, Jimi Hendrix, Dr. John gibilerin soslu hallerinin de ve Dr.FeelgoodAC/DCThe Clutch gibilerin farklı kulvarlarda blues’un bayrağını taşımalarının da hastasıyım.

Dövme stillerini ise triballer ve diğerleri olarak ikiye ayırırım. 

Tribal kelime olarak İngilizce tribe (kabile) kelimesinden türetilmiştir. Tanım olarak da kabile tarzı olarak ele alınabilir. Tribal dövmeler ise dövmenin insanlık tarihi boyunca süre gelen yolculuğunda dünyanın farklı farklı coğrafyalarındaki, farklı farklı üsluplaşmış dövme stillerine verilen genel isimdir.

Tribal dövmeyi de blues’a benzetiyorum. Her ikisi de kırsalda temelini şekillendirip büyük şehire gelmişler ve elektriğin desteğiyle de yepyeni bir kültürel boyut kazanmışlar. Ayrıca her ikisi de modern hayat içerisinde yollarını alırken farklı üsluplarla birleşip yeni formlara bürünmüşler. Herhalde her ikisinden sonra oluşan tarzlar arasında, onlardan ilham almamış olanı yoktur.

Şahsen müzikte blues’u, dövmede tribali temel aldığımı ve sanatımı da bu iki temelden köklendirdiğimi söyleyebilirim.

 Zaten kökler ve gelenekler olmadan ortaya çıkarılmış her şeyi şişirilmiş bir balona benzetiyorum. 

Geçmiş ve gelecek arasında bir bağlantı illaki olmalıdır. 

Benim için naifliği yüceltmek esastır ve zoru severim. 

En sevdiğim zorluk ise basitten güzellik elde etmektir.

Ünlülere dövme yaptığım doğrudur.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir