Oğuz Atak Cinayeti

90ların ilk yarısında dövmenin günah olup olmadığı henüz tartışma konusu değildi. Çünkü dövmeli insanlar azınlık olduğundan toplumu provake etme etkisi henüz zayıftı.

Eğer dövmeliyseniz size korku, saygı ve hayranlık arasında gidip gelen karmaşık duygularla tip tip bakarlardı. Ama dövmesiz birinin dövmeli birine üstünlük tasladığı pek görülmezdi. Çünkü size nasıl yaklaşacaklarını kestiremezlerdi. Hatta dövmeli olmak bir tür cesaret işiydi ve neredeyse kendine has bir dokunulmazlık yaratırdı.

Yalnız ara sıra stüdyoya muhabbet için uğrayan ve bir gün sırtına Arapça “Allah” yazısı dövmesini yaptığımız Oğuz’un, o dövme yüzünden öldürüldüğü haberini okuduğumda, şok olmuştum.

O dövmeyi ben yapmamıştım ama yapılırken oradaydım. Vücudunda Arap harfleriyle başka yazı dövmeleri de yaptırıyordu ve ben bunu çok enteresan çok bana yabancı bir fikir buluyordum.

Oğuz Ortaköy’deki She Bar’ın şef barmeniydi. Cinsel kimliğini dürüstçe yaşayan ve tasavvufa da ilgisi olan bir karakterdi. Kendine has bir karizması ve hoşsohbet bir yapısı vardı. Stüdyomuza uğramasından hepimiz keyif alırdık.

Medya onu hedef olarak göstermişti ve mafyatik bağları olan kabadayılar tarafından, sabah köpeğini gezdirdiği sırada Bebek Parkında vurulmuştu. Bu olay sonraki yıllarda hep konuşulmaya devam edecekti.

Bir dövmeci olarak onun öldürülmesine bahane olan konuyla ilgili üniversitede ihtisas yapmam da herhalde büyük bir tarihsel ironi olsa gerek.

Ruhu şad olsun!..

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir