Mustafa Dönmez (Ustalık ve Çıraklık Üzerine…)

Laçin’in cesaretlendirmesiyle başladığım gitarı ilerletmiş, hatta onun grubuna ikinci gitarist olarak bile girmiştim. Ama bir süre sonra edindiğim bilginin yetersizliği beni bir öğretmen arayışına soktu. İyi de, bu kim olacaktı?

Kendime gitar öğretmeni aradığımı bir gün Teşvikiye sahaflarından Zihni’nin ortağı Ferruh’a söylediğimde bana, “Seni benim hocamla tanıştırabilirim” dedi. Ona kim olduğunu sorduğumda ise bana “Mustafa Dönmez” dedi.

Yalnız kendisi Kadıköy’de ders veriyor ve herkesi öğrencisi olarak kabul etmiyordu. O ana kadarki araştırmalarımda da danıştığım herkes “gel abi hallederiz” şeklinde yaklaştığından, Mustafa Dönmez hakkındaki bu ön bilgi bende onun hakkında bir merak uyandırdı. Sonunda bir pazar günü Ferruh ile buluşup Kadıköy’e Mustafa Dönmez ile tanışmaya gittim.

Yaşlı biriyle karşılaşmayı beklerken kapıyı açan genç ve yakışıklı adamı görünce biraz şaşırdım. Ama bu ilerleyen dakikalarda uğrayacağım şaşkınlığın yanında az kalırdı. Kendisi “Atmosfer” adlı gurubun kurucusuydu. Atmosfer, emprovizasyona dayalı çok perspektifli bir müzik tarzı olan fusion icra ediyordu. İlk başta, fusion’a kıyasla çok daha anlaşılabilir müziklerden zevk alan bana bu durum biraz itici gelmişti. 

Ama sohbet derinleştikçe karşımdaki kişiden, sevdiğim şeylere dair de çok şey öğrenebileceğimi anladığım için rahatlamıştım.

Sohbetimiz sırasında bir de bana, Aslan burcu olup olmadığımı sorduğunda çok şaşırdım. Çünkü öyleydim. Nasıl anladığını sorduğumda önce Ferruh’la göz göze gelip tebessümleştikten sonra bana “Konuşmalarından ve davranışlarından” dedi ve ekledi: “Hatta yükselenin de sanki Aslan olabilir”. 

Ben o güne kadar burçları sadece magazin dergilerin sayfalarından bildiğim için, yükselen burç nedir onu bile bilmezdim. Doğum saatimle yükselen burcumun da Aslan olduğunu o gün öğrendim. Ama esas sürprizi Mustafa Dönmez’in de Aslan üzeri Aslan olduğunu öğrendiğimde yaşadım.

Mustafa Abi’den bir sene ders aldım. Verdiği ödevleri etüt ederken ilk defa ellerimin üzerindeki damarların çıktığına şahit oldum. Ders dışında da bir abi-kardeş muhabbeti geliştirdik. Ama bir sene sonunda eğitimimi daha ileri bir seviyeye götürmek istemediğimi anladım. Daha 19 yaşındaydım ve gitarist olmak dışında da sanata dair yapmak istediğim çok şey vardı.

Mustafa Abi’den bir ömürlük ilham aldım. Ancak bu sürecin sonunda bir şey fark ettim ki, usta-çırak ilişkisi ile yürütülen bir eğitim tarzı hiç de bana göre değildi.

Yıllar içerisinde bu farkındalığım başka kulvarlarda karşılaşacağım deneyimlerle daha da oturdu. Sonuçta insan faktörü. Herkesin artıları ve eksileri var. 

Hem teknik, hem de etik olarak gelişmenin en doğru yolunun insanın kendi iç sesini dinleyerek, adı ne olursa olsun (Usta, Mentor, Koç, Guru…) tek bir kişinin metoduna fazla bağlı kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Bence kişi kendi kendisinin öğretmeni olabilmeli.

Soldan sağa: Barış Erman, Mustafa Dönmez ve bendeniz. Sene 2007

Barış  liseden arkadaşım olmakla birlikte benim ilk ve tek gitar öğrencim olmuş, ona öğretecek bir şeyim kalmadığında ise onu Mustafa Abi’ye havale etmiştim. Halen derse devam etmekle birlikte 24 Kasım öğretmenler gününde Mustafa Abi’yi ve beni arayarak, vefakarlık nedir sorusunun cevabını her sene bu şekilde verir.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir