Etiler Lisesi ve Akmerkez

Okul ve dövme dışındaki zamanı yeni çıkan albümleri takip ederek, beste yaparak, konser vererek ve değişik zararlı alışkanlıkları deneyimleyerek geçiriyorduk. Dolayısıyla ders çalışacak vakit kalmıyordu. Zaten hepimiz okula gıcıktık.

Ben ikinci sınıfa kadar okuduğum Taksim Kemal Atatürk Lisesi’nden atılmayı başararak, sonradan mezunu olduğum Etiler Lisesi’ne kapağı atabilmiştim.

Mevzu şöyle olmuştu: Tam da biraz kendimden taviz verip saçlarımın boyunu kısalttığım lise ikinci sınıfın birinci dönemiydi. Artık gömleğimi bile içime sokuyordum. Ama okulun birinci senesi serbest olan kravat tipi değişmiş, yerine okulun adının yazılı olduğu kravatlar gelmişti.

Benim de ayıptır söylemesi, rahmetli büyük babamdan kalmış gayet muntazam kravatlarım vardır. Tabii ki tüm uyarılara rağmen okulun yaptırttığı o dandik kravat yerine kendiminkileri takmaya devam ettim. 

Sonunda bir pazartesi sabahı bayrak merasimi sonrası okulun kapısından girerken müdüre yakalandım. Herif daha ne oluyor bile diyemeden, sabah sabah herkesin ortasında, suratıma okkalı bir tokat attı. Bende film kopmuş. Ne yaptığımı tam olarak hatırlayamıyorum. Kimine göre ben de ona girişmişim, kimine göre sadece küfür etmişim. 

Ama olan olmuştu ve babamla müdürün karşılıklı mülakatları sonucu kayıtım Etiler Lisesi’ne geçti.

Orası nam-ı diğer “Sürgün Yeri” olan meşhur bir liseydi. Hikâyesi olmayan hiç kimse yoktu. Oraya gittiğimde bazı öğrenciler beni duymuşlardı, ama müdürü bıçaklayan öğrenci olarak. Benim hiç işim olmasa da orada böyle şeyleri seven ve sayan tipler de vardı. Ben de hakkımdaki dedikodu için hiç sesimi çıkartmadım.

Vukuatlı tayinim sayesinde orada, sosyal hayatıma zenginlik kazandıracak birçok renkli tiple, arkadaşlıklar ve dostluklar kurdum. Dolayısıyla lise son sınıfı üç kerede bitirebildim.

Mezuniyet Hatırası

Etiler Lisesi’nde okurken bizim sınıfın penceresinden Akmerkez’in inşasına tanık olduk. Bir zamanlar okulumuzun yanında bomboş duran arazide artık Türkiye’nin ilk AVM’lerinden olan Akmerkez yükseliyordu. Kısa sürede orası tüm öğrenciler için adeta ikinci bir kantine dönüşmüştü. 

Bazı arkadaşlarımız oradaki dükkânlarda yarı zamanlı işlere girmişti. Bizim sınıftan ön adı “Bombacı” olan (şimdi gerçek adını anamayacağım) bir arkadaşımız, çalıştığı dükkânın deposunu patlatmış ve sınıfa kolilerce muzlu süt dağıtmıştı. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz içindi!..

O zamanlar memlekette sigara yasağı da olmadığından hepimiz Akmerkez’in yemek katında tüttürüyorduk. Akmerkez’de şehirlilerden çok öğrencileri görürdünüz. Yemek katındaki masalar öğrenciler tarafından işgal edilmiş olurdu. Bir masada rocker’lar, bir diğerinde ülkücü/racon tipler, az öte masada tiki’leri pis pis izleyen sol görüşlü öğrenciler olarak hepimiz oraya takılır olmuştuk. Ben tek masaya takılmazdım. Her masaya selam verirdim. 

Zaten hiçbir zaman kendimi tek bir gruba ait hissetmedim.

Okulumuzun efsanevi müdür muavini Hülya Çavuş (kendisi erkekler tuvaletine bile sigara baskını yapardı) bile artık yemek katına baskınlar düzenliyordu. Hatta bir ara öğlen saatinde öğrencileri oraya almamaları için kapı görevlileriyle anlaşmıştı. Ama bu anlaşma tabii ki çok uzun süremedi.

Munchies kafasıyla yemek katındaki masalarda müşterilerin bıraktığı patates kızartmaları ve çıtır tavuk kanatlarıyla az ziyafet çekmedik. Sadece içeceğimizi parayla alır, gerisini beleşe getirirdik.

Yakın zaman önce bir seyahat dönüşü, uçak inişe geçerken pencereden Akmerkez’i ve Etiler Lisesi’ni gördüm. İkisi de artık ne de küpküçük, ne de upuzaktaydılar…

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir