Dövmeli Ergenlik

1993 senesinde lisedeydim. Derste bile arka sıralarda elimde iğne ve iplik dövme yapıyordum. Okulda namım iyice yayılmıştı. Üstelik arkadaşlarıma da dövme yapmaya başlamıştım. Herhalde hayatımdaki en çok ilki o yıl yaşamışımdır.

Sadece dövme sahibi olmanın bile büyük ayrıcalık olduğu o yıllarda, hele benim gibi bir ergen, bugünkü ergenlerinkine kıyasla acayip dandik olan dövmeleriyle bile çok daha havalıydı.

Sol kolumun biceps kası üzerine yaptığım ilk dövmem olan yin yang’lı Dimensions güneşini doğaçlayarak omuzuma kadar büyütmüş, sol elimle de sağ kolumun aynı yerine Sepultura grubunun logosu olan S harfine benzeyen bir tribal E harfi ve onun altına da Red Hot Chili Peppers’ın solisti Antony Kiedis’inkine benzeyen bir tribal kol bantını yamuk olarak yapmıştım.

Dimensions Kayınço'da
Arkamızdaki kapının üzerindeki desen de kendime yaptığım ilk dövmedir efendim.


Televizyonun karşısında MTV izlerken bile kendime dövme yapıyor, iğneyi çalan müziğin ritmine uygun vuruşlarla derime batırıyordum. Düzgün formlar elde ederken Beatles, seri ilerlemek istediğimde de Sepultura’dan iyisi yoktu. Tabii ne olursa olsun bu yöntemle yapılan bir dövme çok yavaş ilerliyordu. Çünkü tek tek vuruşlarla yan yana sıralanmış noktalardan çizgileri ancak elde edebiliyordum. Sonra da dış çizgileri tamamlanmış desenin içini yine aynı yöntemle –tek tek- dolduruyordum. 

EPULTURA :))

Kâğıttaki bir deseni vücuda geçirecek bir aktarma yöntemi de bilmediğimden, çizimleri doğaçlama bir şekilde, direkt bedenime dövme olarak yapıyordum.

Birkaç sene sonra Beyoğlu Hayal Kahvesi konserinde Ben Harper’a kolumu imzalatmış ve eve döner dönmez sabaha kadar silinmesin diye, o imzayı evde bulduğum bir boncuk iğnesiyle dövmeye dönüştürmüştüm. 

Bugün o dövme o kadar dağılmış durumda ki imzayı bir de kâğıda attırmadığıma çok pişmanım.

Karakter geliştikçe fikirler de değişiyordu. Mesela 20 yaşımda iken koluma daha 5 şarkısını falan ancak bildiğim Jimi Hendrix’in bir portresini yaptırtmıştım ve doğruyu söylemek gerekirse de bu fikri Red Hot Chili Peppers’ın basçısı Flea‘nin kolundan çalmıştım. Haliyle gitar çalmaya başlamış her Jimi dövmeli ergen gibi Hendrix benim de ruhumu derinden etkiledi. 

Ama bir gün bu sefer de başka bir grubun basçısının dövmeleri beni benden aldı. Söz konusu grup Rage Against The Machine ve basçımız ise Tim Commerford‘du. Commerford’un dövmeleri o güne kadar gördüğüm hiçbir dövmeye benzemiyordu. Biraz sorup soruşturdukça bu simsiyah dövmelerin ilhamını Borneo tarzı triballerden aldıklarını ve tarz olarak da “Blackout” diye tanımlandırıldıklarını öğrendim.

Geçmişte yaptırmış olduğum Jimi Hendrix Portresi dövmemin üzerine bir blackout kondurmak adına en küçük bir tereddüt bile etmedim. Çünkü dövme olan Jimi beni Hendrix’e ve Flea’ye daha çok yakınlaştırarak görevini tamamlamıştı. Artık bir dövme için artık daha kadim temalarla yoluma devam etmeye karar vermiştim.

Öyle veya böyle yaptırdığımız her dövme illaki temsil ettiği bir hatıranın simgesi oluyor. 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir