Bizon Murat (Siya Siyabend)

Henüz çoğumuzun onu bildiği Siya Siyabend grubu oluşmadan önce bile, Beyoğlu sokaklarının ruhuna şeklini veren nadide adamlardan birisi de Bizon Murat’tı. Karizmasıyla Jim Morrison ve Joe Cocker’ın beden bulmuş hali gibiydi. Onunla sokakta takılırken tanışmış ve dost olmuştuk.

Murat bir sokak müzisyeni ve şairiydi. Laçin’le beraber Beyoğlu’nun arka sokaklarında onun izini sürer ve her denkleşişimizde de beraber takılırdık. Murat’ın da bizim de, müzik yaptığımız kendi ekiplerimiz olmasına rağmen, herkesten bağımsız bir üçlü olmuştuk. Çünkü farklı dünyaların insanları da olsak gönüldaşlığımız birbirine çok uymuştu.

Murat’ın evi de sahnesi de sosyal çevresi de sokaklardı. Seyyar satıcısından sokaktaki mecnununa, dükkân sahiplerinden polisine kadar herkes onun varlığını -araları iyi olsun olmasın- hayatlarının bir parçasıymışçasına kabul ederdi. O sokaklara aitti.

Bir yaz üçümüz Bodrum’da buluştuk. Laçin’le ben ucuz bir pansiyonda, Murat da gittiği her yerde yatacak bir yerleri olduğundan, sağda solda kalıyordu. Murat gündüzleri marinada ağzında çiğneyip denize tükürdüğü ekmeklerle kocaman kefaller yakalardı. Biz de bakkaldan biraları kapardık. Sonra da bir yerlerde küçük bir ateş yakıp denize karşı ziyafet çekerdik.

O zamanlar Bodrum’da Hard Rock Cafe’nin çakması olan Hardish Rock Cafe vardı. Laçin, bir akşam orada çalmamız için anlaşma yapmıştı. Ben gitarda, Laçin perküsyonda, Murat’ta vokalde, doğaçlama müzik yapacaktık. Murat’ın doğaçlama yeteneği de sesi kadar iyiydi. O gece, anlık olarak yazdığı sallamasyon sözleri, benim iki-üç akorla yürüttüğüm riff’ler ve Laçin’in tımbırdattığı bongo üzerine öyle güzel şarkı olarak söylüyordu ki Hardish’teki herkes hipnotize olmuş gibi bizi izliyordu.

Sonra ne olduysa bir anda oldu. Sahnenin ışıkları yandı ve ses sisteminden müzik devreye girdi. Anlaşılan oradaki DJ, kız arkadaşının bize (muhtemelen de Murat’a) olan hayranlığını kıskanmıştı. Laçin seyirciye dönerek gayet sakin bir şekilde: “Arkadaşlar biz sahile inip çalmaya devam edeceğiz” dedikten sonra yaklaşık bir elli kişi hep beraber sahile indik ve sabaha kadar unutulmaz bir gece yaşadık.

Sonraki yıllarda üçümüzün yolları ayrılmış da olsa, ara sıra Murat’la sokakta denk geliyorum. Bana: “Bırak oğlum bu dövme işlerini, sen gitar çalmalısın” diyor. 

Allah iyiliğini versin be Murat!

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir