Kırmızı Bir Halı

1993 senesinin bir yaz akşamıydı. Lâçin dikiş ipliğini kibrit çöpünün ucuna, bir iğneyi saracak şekilde bağlamaya başlamıştı bile.

Öyle duymuştuk. İplik iğnenin ucuna kadar gelmeliydi. Çünkü mürekkep iplik sayesinde iğneye tutunacaktı. Evde kendi kendimize dövme yapabileceğimizi daha bir gün önce duymuştuk. O dönem bir müzik grubumuz ve aklımızın erebileceği her türlü çılgınlığa girebilme potansiyelimiz vardı. Lâçin bana “Oğlum benim Fransa’daki kuzen evde kendi kendine dövme yapıyor” dediğinde bayağı heyecanlanmıştım. Nasıl oluyordu da rock star’ların ve karizmatik kişilerin vücutlarını süsleyen o havalı dövmeler evde yapılabiliyordu?..

Lâçin o zamanki müzik grubumuzun kurucu üyesi ve solistiydi. En yakın dostumdu ve beni gitar çalmaya da o teşvik etmişti. Müzik zevklerimiz aynıydı. Ben düşünce, o eylem adamıydı. Adeta Mick Jagger ve Keith Richards gibiydik.

Kuzeninden, çini mürekkebine bulanmış iplik sarılı bir iğnenin küçük seri vuruşlarla deriye batırılmasıyla dövme yapıldığını öğrenmişti. Ben de her zamanki temkinliliğimle Lâçin’e “Önce sen yap. Eğer ertesi gün ölmezsen ben de kendime yapacağım” dedim. Lâçin malzemeleri hazırladıktan sonra kuzeninin ona takmış olduğu “Bird” lakabına istinaden koluna bir “B” harfi yaptı.

Onu bu uğraşı içerisinde izlerken, hayat yolumuza kırmızı bir halı serildiğini hissetmiştim. Ben de ertesi günü bekleyemedim ve aynı iğne ile koluma bir yin yang yaptım. Ertesi gün o yin yang’ın etrafına grubumuzun ismini yazdım. “Dimensions”!.. Bir sonraki gün de hepsinin etrafını alevlerden bir çerçeveye alıp, bir güneş formu elde ettim. Artık ok yaydan çıkmıştı.

Lâçin’le üç sene önce tanışmıştık. İkimiz de okullarımızda bütünlemeye kalmıştık ve aynı dershaneye gidiyorduk. O Tarabya Kemal Atatürk Lisesi’nde, ben ise Taksim Atatürk Lisesi’ndeydim. Taksim Atatürk Lisesi, Beyoğlu Küçük Parmakkapı sokağının ve envai çeşit barların tam dibindeydi. Burası, ilk ve ortaokulu Nişantaşı’nda okumuş biri olarak, Beyoğlu’na da düzenli çıkmaya başlamama vesile olmuştu.

O yıllar Nişantaşı, bizim yaşlarımız için feci sıkıcıydı. Burjuva soslu ailelerin, tiki evlatlarıyla, sessiz sakin yaşadıkları bir yerdi. Bu günkü haliyle kıyaslandığında çok garip gelebilir ama gidilebilecek bir tane bile mekân yoktu. Hatta deselerdi ki “burada bir tane kafe, bar açılacak..” kimse inanmazdı. Bütün hareketlilik Beyoğlu’ndaydı ve Beyoğlu’nun Beyoğlu olduğu yıllardı.

Oldies But Goldies

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir